DOLAR %
EURO %
ALTIN 1.128,40-2,33
BITCOIN %
Ankara
-2°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

47 okunma

Ünlü oyuncu, hayatı boyunca aradığı büyük aşkı bulamadan öldü: Kimse beni gerçekten sevmedi!

ABONE OL
17 Ocak 2023 12:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 ‘KİMSE BENİ GERÇEKTEN SEVMEDİ’
Ama sözlerine bakılırsa bu sinema efsanesi, beyazperdenin gelmiş geçmiş en güzel kadınlarından biri kelimenin tam anlamıyla ‘gözü açık’ gitti bu dünyadan. Çünkü sürdüğü uzun ömrüne rağmen kendi deyişiyle hiç gerçekten sevilmedi.

BU DÜNYADAN KALBİ KIRIK AYRILDI: Bir röportajında uzun ömründe, kimse tarafından istediği gibi sevilmediğini ifade etmişti. 

Bu sözünü ettiğimiz ünlü oyuncu, sinemanın “altın” dönemine damgasını vuran, bir dönemin güzellik simgelerinden biri olarak nitelendirilen İtalyan yıldız Gina Lollobrigida. Tam 95 yıl boyunca, güzel bir hayat sürdüren Lollobrigida’nın neden bunca uzun yaşamasına rağmen “gözü açık” hayata veda ettiğini söylediğimize gelirsek… Bunu aslında biz söylemedik, kendisi, kendi cümleleriyle ifade etti. Bundan 15 yıl önce verdiği bir röportajda “Bütün hayatım boyunca gerçek bir aşk istedim. Gerçek bir aşk. Fakat hiç böyle bir aşk yaşamadım. Kimse beni gerçekten sevmedi” diye konuşmuştu. Özetle her ne kadar sinema tarihine damga vurup, şöhretini İtalya’dan Hollywood’a oradan da bütün dünyaya yaymış olsa da Gina Lollobrigida, böyle büyük bir eksikliği kalbinde taşıyarak hayata veda etti.

ALTIN DÖNEMİN YAŞAYAN EFSANESİYDİ: Gina Lollobrigida, Hollywood’un altın çağının hayatta kalan tek efsanesi olarak nitelendiriliyordu.  

4 Temmuz 1927’de İkalya’da Subiaco’da dünyaya gözlerini açan Gina Lollobrigida ya da tam adıyla Luigina Lollobrigida, sadece bir sinema oyuncusu değil aynı zamanda bir fotoğrafçı, heykeltıraş ve politikacıydı. Hatta hayata gözlerini yumuncaya kadar da Hollywood Sinemasının Altın Dönemi’nin yaşayan tek efsanesi olarak nitelendiriliyordu. İlerleyen yıllarda kendisine rakip olarak gösterilen ve yedi yaş daha genç olan Sophia Loren ile birlikte, 1950’li ve 60’lı yıllarda Avrupa’dan çıkıp Hollywood’a adım atan en yüksek profilli yıldızlarından biriydi.

Bir mobilya üreticisinin kızı olarak dünyaya gözlerini açan Gina Lollobrigida, gençlik yıllarında modellik yaparak ve bazı güzellik yarışmalarına katılarak dikkat çekti. O süreçte de bazı filmlerde küçük roller üstlendi. 18 yaşında bir tiyatro oyununda sahneye çıkan Lollobrigrida, 1947 yılında İtalya güzellik yarışmasına katıldı. Sadece üçüncü olabildi ama bu onun ülke çapında tanınmasına yetti de arttı bile.

FOTOROMANLARIN PRENSESİYDİ: Lollobrigida, İtalya’da peynir ekmek gibi satılan fotoromanların prensesi oldu önce.

Lollobrigida; kariyerinin ilk yıllarında bir dönem ülkemizde de gözde olan fotoromanlarda kamera karşısına geçerek dikkat çekti. O dönemde İtalya’da fotoromanların altın çağı yaşanıyordu. Gina Lollobrigida ise o sıralarda gerçek adını değil Diana Loris olan takma adını kullanıyordu. 

Katıldığı ve üçüncü olarak bitirdiği güzellik yarışmasından üç yıl sonra Howard Hughes, Gina ile yılda üç film yapmak üzere toplam yedi yıllık bir anlaşma imzaladı. Anlaşmanın son dönemlerinde Gina, Hollywood’a gitmek yerine Avrupa’da kalmayı tercih ederek sözleşmeye aykırı davrandı. Bunun üzerine dönemin en nüfuzlu yapımcılarından biri olan Hughes ile Lollobrigida arasında uzun süren bir yasal süreç başladı. Fakat bütün bunlar Gina’nın sinema kariyerinde yükselmesini engellemedi.

PARLADIĞI FİLM: Gina Lollobrigida, rol aldığı Ekmek, Aşk ve Hayaller (Pane, Amore e Fantasia) adlı filmle tam anlamıyla parladı. 

1953 tarihli Ekmek, Aşk ve Hayaller adlı film, gişede büyük bir başarı elde etti. Gina’ya da BAFTA adaylığı getirdi. Ardından İtalya’da çektiği filmler arasında en ünlüleri olan The Wayward Wife ve Woman of Rome geldi. Öte yandan Lollobrigida, Fanfan la Tulipe, (Les Belles de nui, Le Grand Jeu gibi Fransız yapımlarında da kamera karşısına geçti.

İlk İngilizce filmi Beat the Devil, İtalya’da çekildi. John Huston’ın yönettiği bu filmde Lollobrigida dönemin ünlü aktörlerinden Humphrey Bogart ile birlikte kamera karşısına geçti. The Law adlı filmde Yves Montand ve Marcello Mastroianni; Never So Few’da Frank Sinatra gibi ünlülerle birlikte oynadı.

‘TRAPEZ’ HAFIZALARA KAZINDI

Gina Lollobrigida’nın hafızalara kazınan filmlerinden biri Burt Lancaster ve Tony Curtis ile birlikte kamera karşısına geçtiği Trapez oldu. Notre Dame’ın Kamburu’nda Anthony Quinn’in karşısında oynadığı Esmeralda rolü Gina Lollobrigida ile özdeşleştirildi.  

POLEMİKLERİN DE KRALİÇESİ OLDU, TIKPI HÜLYA AVŞAR GİBİ KONUŞTU: Magazin basını, özellikle de dedikodu yazarları Lollobrigida’yı çok sevdi. Nedeni de Sophia Loren (sağda) ile giriştiği atışmalardı. 

Bütün bu mesleki başarılarının yanı sıra, kariyerinin en parlak döneminde La Lollo olarak anılan Gina Lollobrigida, bazı polemikler ve meslektaşı Sophia Loren ile yaşadığı atışmalarla da gündeme geldi. Her ikisi de İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalyan sinemasının çıkardığı en büyük yıldızlar olarak anılıyordu. Elbette aralarında büyük bir rekabet hatta bazılarına göre bir tür “kan davası” vardı. İşin ilginç yanı o yıllarda Lollobrigida, bizde de bir dönem Hülya Avşar’ın kullandığı “Ben birinciyim, ikinci kim?” cümlesine benzer sözler sarf etti.

Sophia Loren ile Gina Lollobrigida arasındaki rekabet öyle her ikisinin de gençlik yıllarında başlayıp sonra bitmedi. Birkaç yıl öncesine kadar sürdü. Hatta 2017 yılında Corriere della Sera gazetesine verdiği röportajda Lollobrigida “Kimseye karşı herhangi bir rekabete girişmediğini çünkü kendisinin bir numara” olduğunu söyledi. Özetlemek gerekirse; aradan yıllar geçse de Lollobrigida ile Loren arasındaki rekabet ve sözlü atışmalar bitmek bilmedi.

Bu atışmalar sırasında iki ünlü yıldız birbirlerine karşı magazin basınına malzeme veren sözler sarf etti. Bunlardan birinde Gina Lollobrigida, Sophia Loren hakkında “o bir köylü kadını canlandırabilir ama bir hanımefendiyi asla oynayamaz” diye konuşmuştu.
Gina Lollobrigida, bu atışmaların Sophia Loren’in halkla ilişkiler ekibi tarafından, onu gündemde tutmak için çıkarıldığını da söylemişti bir dönem.

EVİNDEN YANİ İTALYA’DAN UZAKLAŞMAK İSTEMEDİ

John Huston’ın yönettiği Beat the Devil adlı filmin ardından uluslararası şöhretin zirvesine çıkan Gina Lollobrigida, o dönem ‘dünyanın en güzel kadını’ olarak nitelendirilmeye başlamıştı. Buna bağlı olarak çevresinde de büyük bir hayran kitlesi vardı. Aynı zamanda tiyatro oyunlarında da oynayan Lollobrigida, el üstünde tutuluyor olmasına rağmen hiç uzun süreli olarak Hollywood’a yerleşmedi. Hep evine yani İtalya’ya yakın kalmayı tercih etti.

Gina Lollobrigida, aslında karmaşık hayatıyla paparazzilere ve dedikodu yazarlarına bol bol malzeme verdi. Buna rağmen, olabildiğince meraklı gözlerden uzak kalmaya da çalıştı. Bunun için de Roma’nın gözlerden uzak zengin bir semtinde lüks bir villada yaşamayı seçti. Yeri gelmişken Lollobrigida’nın heykel konusunda eğitim aldığını ve villasını da kendi yaptığı heykellerle dekore ettirdiğini hatırlatalım.

SADECE BİR KEZ EVLENDİ: Hep gerçek bir aşk aradığını söyleyen Lollobrigida, sadece bir kez evlendi.

Lollobrigida, onca güzelliğine rağmen büyük olasılıkla gerçekten de aradığı büyük aşkı bir türlü bulamadı. Hayatı boyunca sadece bir kez evlendi. Bir çocuk dünyaya getirdiği o evliliği de fazla uzun ömürlü olmadı. 1950 yılında bir Yugoslav göçmeni olan ve sonradan Lollobrigida’nın menajerliğini yürüten Milko Skofic ile hayatını birleştirdi. Bu evlilikten kocasının adını verdiği bir erkek çocuk dünyaya getirdi.

Eşinden, 17 yıllık evliliğinden ardından boşanan Lollobrigida bir daha asla evlenmedi. Zaten bunu istemediğini de hiç saklamadı. Boşandıktan sonra verdiği bir röportajda “Evlilikler sıkıcı ve neredeyse cenaze törenleri gibi. Çiftler de genellikle birbirlerini çok fazla kısıtlıyor” diye konuşmuştu.

CASTRO İLE İLİŞKİ YAŞADIĞI İLERİ SÜRÜLDÜ: Gina Lollobrigida ile hakkında belgesel çektiği Fidel Castro arasında aşk söylentileri çıktı.  

Lollobrigida film çekmeyi bıraktıktan sonra kendisine fotoğrafçı ve heykeltıraş olarak yeni bir kariyer oluşturdu. Ayrıca UNICEF’in ve FAO’nun iyi niyet elçisi olarak da çalıştı. 1972 ile 1994 yılları arasında Gina Lollobrigida’nın altı fotoğraf albümü yayınlandı. Lollobrigida, 1975 yılında Küba lideri Fidel Castro ile ilgili bir belgesel çekti. Portrait of Fidel Castro (Fidel Castro’nun Portresi) adlı bir belgesel çekti. O dönemde de Lollobrigida’nın Castro ile bir romantik ilişki yaşadığı iddiaları gündeme bomba gibi düştü.

Gina Lollobrigida, son yıllarda Toskana’daki yazlık evinde bir “sanat kolonisi” kurdu. Orada aralarında Fernando Bottero’nun da bulunduğu bir grup sanatçıyla birlikte çalıştı. 2008 yılında arkadaşı olan ünlü soprano Maria Callas’a adadığı bir sahne gösterisi sergiledi.

DÜĞÜN İPTAL OLDU, BASINA KIZDI: Kendisinden 34 yaş genç biriyle evlenmeyi planlayan Lollobrigida, düğünü iptal oyunca basını suçladı.  

Gina Lollobrigida, her ne kadar yaşı ilerlese de magazin basınının gündeminden hiç düşmedi. 2008 yılında yine manşetlerdeydi. Ve bu kez de nedeni özel hayatıydı. O sırada 79 yaşında olan Lollobrigida, kendisinden 34 yaş genç bir erkekle evleneceğini açıkladı. Ama sonra düğünü iptal etti. Bu konuda da “işi bozdular” diye medyayı suçladı.

MÜCEVHERLERİ REKOR FİYATA SATILDI
Lollobrigida, 2013 yılında sahip olduğu mücevherlerden bazıları İsviçre’de Sotheby’s tarafından satışa sunulmuştu. Bunlar arasında yer alan pırlanta ve elmas küpe 4.9 milyon dolar gibi rekor bir fiyata satıldı. Geliri de kök hücre araştırmalarına gitti. Lollobrigida bu satışın ardından yaptığı açıklamada “Mücevherler, insana zevk vermek için kullanılır. Ben de bunları uzun yıllar takarak zevk aldım” demiş ve gelirin kök hücre araştırmalarına aktarılacak olması hakkında şunları söylemişti: ” Kök hücre tedavisi konusunda farkındalığı artırmaya yardımcı olmak için mücevherlerimi satmak bana harika bir kullanım gibi görünüyor.”

BİR HAYALİ DAHA YARIM KALDI: Gina Lollobrigida, 95 yıllık ömründe aradığı aşkı bulamadı. Ama yarım kalan bir hayali daha oldu. 

Lollobrigida’nın, büyük bir aşktan başka yarım kalan bir hayali daha vardı: Parlamentoya girmek. Ama İtayla seçimlerine girmesine rağmen bunu da gerçekleştiremeden hayata veda etti.

Güzelliğiyle, başarılarıyla, magazin basınıyla olan ilişkisiyle, meslektaşı ve vatandaşı Sophia Loren ile rekabetiyle uzun ve renkli bir hayatı geride bıraktı Gina Lollobrigida. Ama görünüşe göre bu dünyadan gidişi sırasında bile tıpkı yaşarken olduğu bütün dikkatleri üzerine çekmeyi sürdürüyor.

Gina Lollobrigida, Marilyn Monroe ile birlikte döneminin ‘seks sembolü’ olarak nitelendiriliyordu.

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r
escort erzurum escort adana escort antalya escort bursa escort istanbul escort malatya escort gaziantep escort adana escort eskişehir escort

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

deneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu