DOLAR %
EURO %
ALTIN 1.128,40-2,33
BITCOIN %
Ankara
-2°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

31 okunma

Tarihin en büyük soygununu yaptılar, arkalarında en ufak bir iz bırakmadılar! Peki nasıl yakalandılar? Her şeyi değiştiren 6 gün…

ABONE OL
8 Ocak 2023 04:30
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Kusursuz suç” kavramını mutlaka duymuşsunuzdur. Suç uzmanları böyle bir şey olmadığını üzerine basa basa söylese de kusursuz suçlar özellikle popüler kültürde çok sık karşımıza çıkar ve suçlunun hedefine ulaştıktan sonra iz bırakmadan ortadan kaybolduğu, polisin bir türlü işin içinden çıkamadığı olaylar olarak tanımlanır.

ABD’de 1950 yılında gerçekleştirilen bir soygun da kusursuz suç olmaya oldukça yakındı. Hırsızlar bir yığın parayla ortadan kaybolmuştu. Polisin elinde ne bir delil ne bir ipucu ne de bir şüpheli vardı. Ancak yaşanan bir sorun “Kusursuz suç yoktur” deyişini doğrularcasına hırsızların yakayı ele vermesine neden oldu.

Soyguncular oldukça kapsamlı bir plan yapmış ancak bir detayı gözden kaçırmıştı. Peki neydi o detay? 

Sıkı durun, filmlere konu olmuş bir hikâye geliyor…

* * * * *

Boston’ın suç çevrelerinde iyi tanınan 11 hırsız, 17 Ocak 1950 günü özel güvenlik şirketi Brink’s’in merkez binasını soydu. Bugünkü değeri 30 milyon dolardan fazlaya denk gelen parayı çalan hırsızlar, en ufak bir iz bırakmadan sırra kadem bastı. Ancak dananın kuyruğunun kopmasına 6 gün kala, soygunculardan biri kendisine haksızlık edildiği hissine kapıldı ve tüm operasyonu çökertmeye karar verdi.

Her şey 1940’lı yılların sonlarında, kamuoyunda “Fats” olarak tanınan Tony Pino’nun başının altından çıkmıştı. Hırsızlıklarıyla Boston ve çevresinin yeraltı dünyasında kendine bir yer edinmiş olan Sicilya asıllı Pino, Brink’s’in şehrin dört bir yanından topladığı paraların her akşam North End’deki bir binaya getirildiğini öğrendikten sonra burayı soymayı adeta kafaya takmıştı.

Pino bunun için Hollywood’un ünlü soygun filmlerini andıran bir plan yaptı. Planını uygulamaya koymak için de güvendiği “meslektaşlarından” yardım istemeye karar verdi ve ilk olarak Joseph McGinnis’in kapısını çaldı. McGinnis de yeraltı dünyasında tanınmış bir isimdi. Onun Pino’nun teklifini kabul etmesinin ardından kurulan ekibe 9 kişi daha katıldı. Bu kişilerin her biri şehirde nam salmış suçlulardı.

HER ŞEYİ ADIM ADIM PLANLADILAR

Pino yaklaşık iki yıl boyunca soygunun her adımını ince ince planladı. Ekiptekiler Brink’s binasını sürekli gözetim altında tutuyor, muhafızların ve para taşıyan kamyonların geliş gidişlerini kayda alıyordu.

Binadaki alarm sisteminin planlarını ele geçirmek gerekiyordu. Bunun için alarm hizmetini veren şirketin binasında bir “ön soygun” gerçekleştirildi.

Paranın bir dizi kilitli kapının arkasında saklandığını anlayınca binaya girip birer birer bu kilitleri çalmaya başladılar. Çaldıkları kilitler için birer anahtar yaptırıyor ve sabah vardiyasında görevli güvenlik görevlileri işe başlamadan önce orijinal kilidi yerine koyuyorlardı.

Planın her saniyesini öngörebilmek amacıyla provalar yapıyorlardı. Zamanlama çok önemliydi. Soygun, son para kamyonu binaya ulaştıktan sonra muhafızların sayım aşamasında gerçekleştirilmeliydi.

Büyük gün yaklaşırken, Brink’s üniformalarına çok benzeyen kostümler hazırlattılar kendilerine. Binaya girmek için seçilen 7 kişi, tıpkı muhafızlar gibi lacivert kabanlar, şoför şapkaları ve eldivenler giyecek, yüzlerini lastikten yapılma Cadılar Bayramı maskeleriyle gizleyecekti. Ayak seslerini örtmek için ise yumuşak tabanlı pabuçlar seçmişlerdi.

11 kişilik ekibin üyelerinden biri olan “Jazz” lakaplı John Adolph Maffie, 1978 yılında The Washington Post’a verdiği röportajda o günleri, “Tam bir macera yaşadık” diye özetliyor ve ekliyordu: “Pino bize sürekli paranın kasada olacağını söylüyordu. Hiç şüphesi yoktu. Açıklaması zor ama heyecan verici bir durumdu. Tabii biz de gençtik o zamanlar, şimdi olsa aynı şeyi yapmam.”

Soyguncular kostümleri ve maskeleriyle tanınmaz haldeydi

YARIM SAATTE 2,7 MİLYON DOLARI ÇALIP GÖTÜRDÜLER

Hazırlıklar epey zaman alsa da nihayet soygun günü geldi çattı. Herkes yerlerini aldı, binaya girecek olan 7 kişilik ekip kostümlerini giydi. Aralarında Pino’nun da bulunduğu iki kişi kaçış için kullanacakları çalıntı kamyonette yerlerini aldı. Bir kişi de gözcülük yapmak için karşıdaki bir binanın çatısına yerleşmişti.

Soygunun parçası olmayan tek kişi McGinnis’di ama onun da oldukça önemli bir görevi vardı. Boston Emniyet Müdürlüğü’nden bir dedektifin kendisini görebileceği bir yerde akşam yemeği yiyordu. Olur da işler ters giderse McGinnis hırsızlar adına tanıklık edebilecekti.

Günün son kamyonu da akşam saatlerinde binaya ulaştı ve yükünü kasaya boşalttı. Saat 19.30’a yaklaşırken karşı binadaki gözcüden “Başlıyoruz” işareti geldi.

Yedi adam sessizce binanın kapısından içeri adım attı. Alarm sistemini kapatıp, yaptırdıkları anahtarlarla kilitleri açıp ellerinde silahlarıyla kasa odasına girdiler. İçerideki 5 Brink’s çalışanı fazlasıyla hazırlıksız yakalanmış, karşılarında soyguncuları görünce şoke olmuştu.

Pino’nun adamları çok hızlı çalışıyordu. 30 dakikadan kısa bir süre içinde binaya girmiş, Brink’s çalışanlarını etkisiz hale getirip 1.218.211 dolarlık nakit ve 1.557.183 dolarlık ödeme emrini toplamayı başarmış ve binadan çıkıp kendilerini bekleyen kamyonete atlamışlardı.

İlerleyen yıllarda Noel Behn soygunu “Big Stick-Up at Brinks” adıyla kitaplaştırdı. 1978 yılında bu kitaptan uyarlanan “The Brink’s Job” filmi vizyona girdi.

6 YIL BOYUNCA BEKLEMELERİ GEREKİYORDU

Onlar binadan ayrıldıktan birkaç dakika sonra polis olay yerine ulaştı ama faillerden iz yoktu. Geride bıraktıkları tek delil, Brink’s çalışanlarının ellerini ve ağızlarını bağlamak için kullandıkları ipler ve bir şoför şapkasıydı. Kostümlerin geri kalanı daha sonra kamyonetle birlikte McGinnis’e teslim edildi ve yakılarak imha edildi.

Buradan sonrası kolaydı. Soyguncular ganimeti bölüşüp dağıldı. Daha önceden yaptıkları anlaşma gereği parayı 6 yıl boyunca harcamayacaklardı. Zira o dönemin yasalarına göre zaman aşımı süresi 6 yıldı ve o tarihten sonra bu suçtan yargılanmaları söz konusu olmayacaktı.

Soyguncular hedeflerine ulaşmıştı. Ülkenin dört bir yanındaki gazeteler olayın ABD tarihinde o güne kadar görülen en büyük soygun olduğunu yazıyordu. Çalınan para o kadar büyüktü ki FBI ilk günden soruşturmaya dahil olmuştu.

Aşağı yukarı 6 yıl boyunca, soyguncuların yakalanmasını sağlayacak kişilere ödüller vadedildi ve çeşitli ipuçlarına ulaşıldı. FBI bir anda çok zengin olan kişilerin kapısını aşındırdığı hipodromlarda, kumarhanelerde ve tatil köylerinde paranın izini sürmeye çalıştı. The Washington Post’un aktardığına göre, 2,7 milyon dolarlık soygunu çözebilmek için 29 milyon dolar harcanmıştı ama nafile, hırsızlardan iz yoktu.

FBI 1956’da Pino’yu da sorguladı

POLİS SORGULADI AMA BİR YERE VARAMADI

Elbette tüm olağan şüpheliler sorgulandı. Bunlar arasında 11 kişilik ekibin üyeleri de vardı. Örneğin McGinnis böyle bir soygunda ilk akla gelen isimlerdendi. Ancak Pino bu ihtimali önceden öngörmüş olduğundan herkesin hikâyesi belli, tanığı sağlamdı. Üstelik ortada herhangi bir fiziksel delil de yoktu. Polisler çaresiz şüphelileri salıvermek zorunda kalıyordu.

FBI’ın internet sitesinde “ünlü suçlar” başlığı altında yayımlanan bir yazıda şu ifadeler yer alıyor: “Soygundan sonraki birkaç saat içinde, yeraltı dünyası soruşturmanın baskısını hissetmeye başladı. Boston’ın ünlü kabadayıları gözaltına alındı ve polis tarafından sorgulandı. Baskı kısa süre içinde Boston’dan diğer şehirlere yayıldı. ABD’nin dört bir yanındaki sicili kabarık suçluların faaliyetleri Ocak ayı boyunca resmi bir soruşturmaya konu oldu.”

 

Diğer yandan çete üyeleri Robin Hood’culuk oynamamıştı belki ama tek bir kurşun bile sıkmadan akıl almayacak kadar çok parayı çalmış olmaları da takdir toplamıştı.

“Crime of the Century” (Yüzyılın Suçu) isimli kitabın yazarı Stephanie Schorow’un ifadeleriyle, “Sonuçta mahalledeki kiliseyi ya da yetimhaneyi yakıp yıkmış değillerdi. Birçok kişinin gözünde bu kaybı kaldırabilecek büyük bir şirketi soymuşlardı. Dolayısıyla birçok kişi soygun nedeniyle sapkın bir gurur duyuyordu”.

GRUPTAKİ UYUM BİR ANDA BOZULDU

Söz konusu milyon dolarlar olunca 6 yıl beklemek soygunculara fazla zor gelmiyordu. Üstelik her şey yolunda gidiyordu. Ancak bir anda grubun içinde çatlak sesler yükselmeye başladı.

Aykırı davrananların başını “Specs” olarak bilinen Joseph James O’Keefe çekiyordu. O’Keefe, bu 6 yılı suç işlemekle geçirmiş defalarca hapse girip çıkmıştı. Dolayısıyla avukat masrafları günden güne artıyordu. Bu da kendisini bekleyen paralara dair iştahını kabartıyordu.

Başı yasalarla dertte olduğundan, O’Keefe hapse girmeden önce paranın kendi payına düşen kısmını, çetedeki yoldaşlarına emanet ediyordu. Hapisten çıkıp parasını geri aldığı ilk seferde 2000 dolarının eksik olduğunu iddia etti.

Ancak bu mesele tam çözülmeden O’Keefe yeniden hapse girdi ve parayı bir kez daha diğer çete üyelerinin kontrolüne bırakmak zorunda kaldı. Çıktığında paranın yerinde yeller esiyordu. O’Keefe’in dediğine göre Maffie paranın bir kısmının çalındığını kalanının da avukat masraflarına harcandığını söylemişti kendisine.

İşler bu noktada rayından çıkmaya başladı. Çetenin ağır toplarından biri kabul edilen O’Keefe, diğerlerine baskı yapıp para istiyordu. Bu yolla para koparmayı başaramayınca bu kez Mayıs 1954’te Pino’nun kuzenini kaçırdı (o da 11 kişilik ekibin bir üyesiydi) ve Pino istediği fidyeyi ödeyene kadar rehin tuttu.

FBI, B&P isimli şirkete yaptığı baskında çalınan paraların küçük bir kısmını ele geçirdi

SADECE 60 BİN DOLAR BULUNABİLDİ GERİSİ SIR

O’Keefe’in davranışları herkeste rahatsızlık yaratmıştı; Pino için ise kuzeninin kaçırılması bardağı taşıran son damla olmuştu. Haziran ayı boyunca O’Keefe, sonuncusu tanınmış bir tetikçi tarafından gerçekleştirilen üç suikast girişiminden ufak yaralarla çıktı. Nihayetinde de yeniden cezaevi yolunu tuttu. O içerideyken, çeteye baskı yapmasına yardım eden bir arkadaşı gizemli bir biçimde ortadan kayboldu. Herkes bu olayın arkasında Pino’nun adamlarının olduğundan şüpheleniyordu.

O’Keefe soygundan sonra FBI tarafından sorgulandığında ser vermiş sır vermemişti ama federaller bir kez daha kapısını çaldığında konuşmaya karar verdi. Uzun süre hapisten çıkabilecek gibi görünmüyordu ve suç ortaklarına olan olumsuz hisleri günden güne yoğunlaşıyordu.

6 Ocak 1956’da FBI ajanlarına ifade vermeye başlayan O’Keefe, her şeyi anlattı. Bunu üzerine Brink’s çetesinin 11 üyesi hakkında zaman aşımı süresinin dolmasına günler kala iddianameler hazırlandı.

Soyguncuların tamamı ya hapis yattı ya da davalar görülmeden hayatlarını kaybetti.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r
escort erzurum escort adana escort antalya escort bursa escort istanbul escort malatya escort gaziantep escort adana escort eskişehir escort

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

deneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu