İlim ve Kibir Bir Arada Olur mu?
Ayşe KAYA

Ayşe KAYA

İlim ve Kibir Bir Arada Olur mu?

06 Ekim 2017 - 22:18 - Güncelleme: 12 Ekim 2017 - 15:33

Evliya Çelebi’nin Seyahatname ’sinde anlattığı meşhur kıssayı duymuşsunuzdur. Olay 1483 yılında Edirne’de yaşanır. Kemal Paşazade Ahmet Çelebi isimli ilim talebesi Edirne’ye gelir ve kalacak yer bulmak için hana gider. Hancı sadece bir odanın boş olduğunu ve oranın da cinler tarafından ele geçirildiğini, odaya girenin ölü çıktığını söyler. Hancının ısrarlarına aldırış etmeyen Ahmet Çelebi cinli odaya yerleşir.

Gece yarısı olduğunda odanın duvarlarından bir yarık açılır ve yaşlı bir adamla birlikte genç bir kız belirir. Yaşlı adam çelebiye yaklaşarak: “Ey oğul! Evladımı sana emanet ediyorum, ona biraz ilim öğret.” der ve ortadan kaybolur.  Çelebi denileni yapar ve genç kıza bir müddet ilim verdikten sonra kendi işlerine geri döner. Sabah olur ve yaşlı adam yine belirir, çelebiye dönerek şöyle der: “Ey oğul! Allah senden razı olsun, iki cihanda da aziz olasın. Senden önce yavrumu kime emanet ettiysem, hepsi de ona el uzattı. Ben de onları öldürdüm. Bir tek sen emanete sahip çıktın. İlimlerin en üstününe sahip olasın, müfti’s sakaleyn olasın.” der ve hayır duaların eşliğinde ortadan kaybolur.

Sabah olup da çelebi odasından çıktığında bakar ki cemaat avluda toplanmış su ısıtıyor ve kapı önünde bir top kefen duruyor. Çelebiyi gören cemaat hayrete düşer ve o odadan nasıl sağ çıktığının hikmetini sorarlar. Çelebi olanları anlatır ve o günden sonra Kemal Paşazade Ahmet Çelebi müfti’s sakaleyn yani insanların ve cinlerin müftüsü diye anılmaya başlar ve ilimde iyice derinleşir.

Rivayetin bundan sonrasının Kemal Paşazade Ahmet Çelebi’ye ait olduğu hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte anlatmaya devam edelim.

Bu olayın ardından Ahmet Çelebi ilimde git gide derinleşir. Hem insanlara hem cinlere hitap eder ve sayısız öğrenci yetiştirmeye başlar. Aradan yıllar geçer. Rivayete göre yılların geçmesiyle birlikte, çelebide gurur ve kibir baş göstermeye başlar. Talebelerinden biri, hocalarında beliren bu kibri fark eder ve bir gün elinde boş bir beyaz kâğıtla hocasının yanına gider. “Hocam” der, “Şu elimdeki kâğıttan örnek vererek bana Allah’ın ilmini gösterebilir misiniz?” Müftü, bir kâğıda bakar bir de talebesine ve şöyle der: “Evladım, hiç bu kâğıt Allah’ın ilmini göstermeye yeter mi?” Talebe: “Biliyorum efendim, yetmez ama yine de anlatmanızı istiyorum.” deyince, müftü kâğıdı eline alır ve “Bak evladım” der, “Madem örnek istiyorsun, bu kâğıdı sonsuz düşün, sınırsız olsun bu kâğıt, işte Allah’ın ilmi bu kâğıdın tamamıdır.”

“Anladım.” der talebe ve devam eder, “Peki hocam, o zaman Allah’ın ilminin yanında tüm insanların ilmi ne kadardır peki?” diye sorar bu defa. Hoca yeniden kâğıdı alır ve kâğıdın tam ortasına kalemle bir nokta koyar. “Tüm insanların ilmi, Allah’ın ilminin yanında şu gördüğün nokta gibidir.” der. Ve talebe can alıcı sorusunu sorar: “Peki hocam, bu noktanın içinde sizin ilminiz ne kadar?”

Kıssadan hisse odur ki bu olay hocayı kendisine getirir ve kapıldığı gururdan hemen tövbe eder. İhlas ve samimiyetle yeniden talebe yetiştirmeye devam eder…

Kıssadan hisse çıkarana olayın gerçekliğini tartışmaya gerek yok diyorum. Çünkü asıl sorunumuzu dile getirmek için bundan daha güzel bir örnek olamazdı kanımca. Şimdi gelelim bizim olayımıza.

Okullar yaygınlaştı, dini ilimleri almak ve aktarmak kolaylaştı, teknoloji çağının gereği olarak bilgiye erişim kolaylaştı. Hocalar, hacılar, din adamları, mürşitler, müritler hepsi çoğaldı. İbrenin bu yönü yüzümüzü güldürürken içimizi kan ağlatan şey ise kibrin ve gururun da aynı oranda çoğalması.

İlim, tevazu gerektiriyordu hani? Hani, ilim benlikten sıyırıyordu?

İlim; sınıf farkını giderip, kardeşliği tesis etmeliydi. Dayanışmayı, kusur örtmeyi, yol göstermeyi, “biz” olmayı gerektiriyordu ilim. Ama anlaşılan bazı kesim ilmi yaşamak için değil de sadece makam ve mevki için öğreniyor ki, öğrenilen ilim ahlaka yansımıyor. İlmi olduğunu iddia eden bir kardeşimizde kibir ve gurur gibi “ben” dedirten bir dil yapısını ve davranışları görmek ne yazık ki üzücü bir durum. 

Bu durumda insanın sorası geliyor.

Pardon sevgili ilim ehli, o nokta içinde sizin ilminizin ederi neydi?

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar