Üvey Anne

Yeni model üvey annemiz, öz annemizin aksine bize yasak koymak yerine yasakları delmemiz yönünde telkinler verirken, sözüm ona özgüven aşılar bize.

10 Mart 2018 - 23:00

Annelik müessesi hiç birimizin tartışamayacağı kadar kutsal ve üst bir müessese. Annelik şefkati de bir o kadar tartışılamaz ve kıyaslanamaz bir içgüdü. Nasıl da korur ve kollar annelerimiz bizi. Yanlış yapmayalım, yanlış arkadaşlar edinmeyelim, canımız yanmasın diye nasıl diye telaş ederler. Ellerinden gelse hayatı altın tabak içinde hazır olarak ellerimize verecekler, sırf biz zahmet çekmeyelim diye.

Tüm annelerin tek bir ortak amacı var; çocuğunun iyiliği.

Sırf çocuğu yanlış bir şey yapmasın diye, anneler kendi hayat tecrübelerini çocuklarına aktarır. Nasihatlerde bulunur; “şuraya gitme, şöyle şöyle yapma, bu şekilde davranma, şunları yeme…” Çocuklarının iyiliği için onlara talimatlar veren ve önlerine bazı engeller koyan anneler ne kadar başarılı olabiliyor peki? Çocukları ile aralarındaki bağ ne kadar güçlü?

Gençlik işte, hayattan nasibini sadece ihtiyaçlarının karşılanması olarak algılayan ve o şekilde empoze edilen bir gençliğin, annenin yasaklarına kulak asması ve anne ile doğru bir iletişim kurması ne yazık ki mümkün değil. Hele ki günümüzde hepimizin önünde cazibeli gülüşüyle duran ve kendi kucağına davet eden “üvey annemiz” dururken.

Yasakları kaldıran, sürekli almaya teşvik eden, “yat artık” ikazı yapmayan, vaktimizi oyunlarla, uygulamalarla geçirmemiz için bizi sürekli yönlendiren bir üvey anne. Bu günün gençlerine sorsak, birçoğu için bu model anne ideal ve sahip olunmak istenen modeldir. Çünkü onlara sorsak, kendi anneleri onları anlamıyordur ve anlaşamıyorlardır. Oysa ikinci anne modeli ne kadar da cazip ve kendilerini anlayan türden.

Yeni model üvey annemiz, öz annemizin aksine bize yasak koymak yerine yasakları delmemiz yönünde telkinler verirken, sözüm ona özgüven aşılar bize. Bize iyilik ettiğini gözümüze soka soka dile getirse de, aslında tek yaptığı şey sinsi sinsi öz değerimizi öldürmektir.

Hiçbir çocuk erken yattığı için, daha az tablet ve bilgisayar oyunu oynadığı için, istediği kazak alınmadığı için, hafta sonu partiye gitmediği için ya da buna benzer pek çok şeyi yapmadığı için özgüvensiz yetişmedi. Hiçbir çocuk bu ve buna benzer şeyleri yapmada hür olmadığı için başarısız olmadı, aşağılanmadı. Ya da tam tersi, bu imkânların hepsine sınırsızca sahip olanlar hayatta hep başarılı ve mutlu olmadılar. Üstelik tam aksi, doyumsuz ve mutsuz oldular. Gelin görün ki bunu gençlere anlatabilmek ne mümkün. Ama suç onlarda mı? Asla!

Hani bazı Türk filmlerinde tipik karakterler vardır. Örneğin, hiçbir zaman iyi niyet beslemeyen ve hep sinsi planlar yapan üvey anne modeli. Bu karakterler aslında sadece kendi çıkarlarını korurlar ve kendi çıkarlarının yerine gelebilmesi için kurnaz planlar uygularlar. Her zaman gülümserler, hep iyi kalplidirler, güya tabi…

İşte, günümüz hayatını biraz da o Türk filmlerine benzetiyorum. Gün içerisinde vaktimizin neredeyse çoğunluğunu kaplayan ve bize biz olma fırsatı tanımayan interneti, o filmlerdeki ikiyüzlü üvey anneye benzetiyorum. Bir yandan “ben senin iyiliğini istiyorum” diye imalı bir gülüş var dudaklarında, bir yandan “bir an önce ayağı takılsa da düşse” diye kurnaz bir plan var aklında. Hâsılı; kıran kırana bir mücadele var ortada. Bir yandan evladı için parlak bir istikbal dileyen annelerimiz, bir diğer yanda çaktırmadan bizi yönlendiren internet annemiz.

İstikbal bizim, gençlik bizim, umutlar bizim.

Aman ha, şuh bir gülüşe aldanıp da istikbalimizi heder etmeyelim…

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum