DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN %
Ankara

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

14 okunma

Mario Levi: Affetmek dediğin koca bir yalan

ABONE OL
22 Kasım 2022 01:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Beş yüzyıldır İstanbullu bir aileden geliyorsunuz. Bu birikimi… Sırtınızda mı taşıyorsunuz, üstünde mi oturuyorsunuz?

– Kalbimde… Aksi halde bu yazdıklarımı yazamazdım. Bir mirası taşımayı bilmek diyelim. 

Bir tarafında Fransızca konuşulup, opera dinlenen; diğer tarafında Münir Nurettin Selçuk dinlenip, Türk musikisi eğitimi verilen bir aile… Hikâyenizi Stendal yazsa sizin yolunuz kızıl mı oldu, kara mı?

– Hiçbiri! O yazmak istemezdi zaten. Belki Balzac beni “İnsanlık Komedyası”na alabilirdi. Ama en çok Proust ilgilenirdi sanırım. Yolunu şaşırmış bir yazar olarak…

Hayran olduğunuz şu isimlerden hangisiyle komşu olmak keyifli olurdu: Jacques Brel mi, Marcel Proust mu?

– İkisinin de çok geçimsiz olduklarını düşünüyorum! Komşu olarak pek çekilmezlerdi herhalde! Ama edebiyatı ve astım hastalıklarımızı konuşabileceğimiz için gönül ibrem Proust’a biraz daha dönük.

Kazandığınız hangi ödül yazarlık hayatınızda daha önemlidir: “Bir Şehre Gidememek”le 30 yaşınızda aldığınız Haldun Taner Öykü Ödülü mü, “İstanbul Bir Masaldı” ile 43 yaşınızda aldığınız Yunus Nadi Roman Ödülü mü?

– Hiç tereddüt etmeden Haldun Taner… “İstanbul Bir Masaldı”yı daha çok önemsememe rağmen. Ama artık en önemli ödülün bir kitabı yazabilmek olduğunu düşünüyorum.

6 dil bilmenize rağmen “Benim en derin vatanım Türkçedir” diyerek Türkçe yazdınız. Türkçe, yumuşak sesli bir anne mi, otoriter sesli bir baba mı olurdu?

– Yumuşak sesli bir sevgili diyelim. O da anne yerine geçebilir zaten. Zaman zaman beni kızdırıyor ama o kadarı da olacak artık! (Gülüyor)

İstanbul romancısısınız… Sizce bu şehri Anadolu yakasından mı seyretmeli, Avrupa yakasından mı?

– Anadolu yakasından Avrupa yakasını. Güneşin en güzel batışını seyredebilmek için.

İstanbul bir insan olsa… Kadın mı olurdu, erkek mi?

– Yorgun, çok yaşamış, biraz da bezgin ama hâlâ çok güzel bir kadın.

En son bir sokak köpeği tarafından ısırıldınız… İstanbul bir kedi başkenti mi, köpek başkenti mi?

– Daha çok kedi başkenti galiba. Ama köpeklerin de yüzyıllara uzanan bir tarihleri var. Bu tarihte çok trajik olaylar da var. Birlikte yaşama kültüründen geliyor. Uzun hikâye…

Hangi aşkınızdan vazgeçmek daha zor olurdu: Yaşadığınız Kadıköy mü, tutkunu olduğunuz Sarı Kanarya mı?

– Nasıl soru bu böyle! Neden vazgeçecekmişim herhangi birinden? Vazgeçmem efendim, ikisinden de vazgeçmem!

KÜÇÜK KEYİFLER
Beach’leri ve barları dolduran aptallardan nefret ediyorum

İlkinde 42 bin, ikincisinde 12 bin takipçiniz var. Twitter mı, Instagram mı?

– Twitter’dan giderek uzaklaşıyorum. Bazen çok sinirimi bozuyor çünkü. Hele o iğrenç sen dili yok mu! Tanımadıklarının sana böyle hitap etme hakkını bulmaları… Sırf kendilerini gösterebilmek için… Instagram daha sıcak geliyor. Üstelik Twitter kadar saldırgan değil. İkisini de her an vazgeçilebilir gibi görüyorum yine de…

Bir daha asla sosyal medya kullanmamak mı; bir daha asla film izlememek mi?

– Tabii ki bir daha sosyal medya kullanmamak. O dünkü çocuk! Sinemaysa koskoca bir tarih!

Tavla mı, satranç mı?

– İkincisini bir türlü öğrenemedim ne yazık ki… Daha asil gibi duruyor değil mi? Hoş tavlayı iyi oynadığım da şüpheli. Ama işin kızdırma tarafı çok keyif veriyor doğrusu. Ne kavgalar gördüm ben! Romanlarıma bile konu oldu.

Bodrum-Gümüşlük mü, Çeşme-Alaçatı mı?

– Bodrum Gümüşlük ama Bodrum’u her geçen gün biraz daha az seviyorum artık. Görmemiş zenginlerin kibrinden nefret ediyorum. Beach’leri ve barları dolduran aptallardan da… Yalıkavak’taki yazlık evimde neredeyse hiç dışarı çıkmıyorum bu yüzden.

Tren yolculuğu mu, gemi yolculuğu mu?

– İkisi de çok güzel. Ama unutulmaz tren yolculuklarım daha çok.

Biraz yoldan çıkmak istediniz: Mantı mı, iskender mi?

– Hiç de yoldan çıkmış olmam efendim, bunu da nereden çıkarıyorsun? Çok sevdiğim yemekler. Ama bir keresinde sırf iyi bir iskender yemek için İstanbul’dan Bursa’ya gitmişliğim vardır. Buradan anla artık gerekeni.

Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydınız… Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?

– Ya neden vazgeçeyim ki! Şunun şurasında hayattan zevk aldığımız ender şeyler arasında yemek varken… Zorlama beni, ikisinden de vazgeçmemem.

Peki hangi üçlü sizinki: Rakı-balık-Ayvalık mı, kebap-şalgam-Adana mı?

– İkisini de denedim. İkisi de çok keyif verir. Rakı-balık daha ağır basar yine de. Ama onun için de illa Ayvalık gerekmez. İstanbul meyhanelerinin suyu mu çıktı?

HAYAT BİLGİSİ
25 yaşıma dönmek mi? Allah korusun!

İmkân olsa… 25 yaşınıza dönmek mi, Dolmabahçe Sarayı mı?

– 25 yaşıma dönmek mi? Allah korusun! (Gülüyor) Dolmabahçe olmazsa Çırağan da olur, kendini çok zorlama…

Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik-komedi mi?

– Macera ihtimali fena değil. Kendine göre bir macera. En doğrusuysa şu: 20’li, 30’lu, 40’lı yaşlarımda hayatım aslında bir trajedi. Şimdi 60’lı yaşlarımda tam bir komedi.

Bir şeyi gece planlamak mı, sabah planlamak mı?

– Duruma göre değişir. Bir roman yazmaksa mesela söz konusu olan, gece planlamak… Bir aşksa sabah kararlar almak. Alır almaz da harekete geçmek!

Hangisinin aklını okuyabilmek isterdiniz: Sevgilinizin mi, en büyük düşmanınızın mı?

– Düşmanımın. Kendimi daha iyi koruyabilmek için. Sevgilimin hakkımdaki kötü duygularıyla karşı karşıya kalmak istemem. Aşk dediğiniz er ya da geç bitecek bir hayaldir ya…

Mantık mı, içgüdü mü?

– İşte sadece mantık, ilişkilerde ve yazarken biraz mantık, çokça içgüdü.

Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ama çirkin doğmak mı, fakir ama güzel doğmak mı?

– Yaşla ilgili değişir. 20’li yaşlarımda ikincisi daha cazipti, şimdi birincisi. Hayatı acımasız gerçekleriyle kabul etmeye hazırsanız!

Para saadet getirir mi, getirmez mi?

– Saadeti bilemem. Ama daha kaliteli bir hayat getirir, o kesin.

Zaman makinesi icat ettiniz, nereye giderdiniz: Geçmişe mi, geleceğe mi?

– Geleceğin bugünden daha iyi olabileceğine hiç ihtimal vermiyorum. Geçmişin bir yerlerindeyse sadece kısa bir süreliğine bulunmak isterdim. 19. yüzyılının sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında İstanbul ve Selanik’te, 1950’li yıllarda Paris’te, 11. veya 12. yüzyıllarda Endülüs’te.

İmkân olsa hangisini seçerdiniz: Tüm müzik aletlerini çalabilmek mi, bütün sporları yapabilmek mi?

– Tüm müzik aletlerini çalabilmek tabii. Ama en çok da piyano çalabilmek… Bir de ney üfleyebilmek…

POPÜLER ŞEYLER
Tartışmasız Müslüm Baba

Nâzım Hikmet mi, Orhan Veli mi?

– Birçok eleştiriyi göze alarak Orhan Veli. Öncelikle bir insan olarak.

Eski bir hatıranın yadına hangisi daha güzel eşlik eder: Sezen mi, Ajda mı?

– Ajda daha eskidir, çocukluk yıllarıma kadar gider. Oralarda ne anılar saklı. Ama şarkılarını aklıma getirdiğimde Sezen’e daha yakın hissederim kendimi.

Arabeskten: Müslüm Baba mı, İbrahim Tatlıses mi?

– Tartışmasız Müslüm Baba!

Tarık Akan mı, Ediz Hun mu?

– Daha sevdiğim filmlerde rol aldığı için Tarık Akan. Gençlik yıllarında pek sevememiştim ama sonraları fikrim çok değişti. Ediz Hun ise her zaman bir beyefendiydi. Hâlâ öyle.

Zeki Alasya mı, Metin Akpınar mı?

– İkisine de çok güldüm. Metin Akpınar’ı “Devekuşu Kabare” günlerinde seyrederken gülmekten altıma kaçırmıştım bir keresinde. Hayatımda onun için çok özel bir yeri var.

Hangisi daha çok çekti: Külkedisi mi, Pamuk Prenses mi?

– Galiba Külkedisi.

GÜNDELİK HALLER
Gevezeye tahammül zor!

Ev halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-YouTube-sosyal medya mı, pijama-terlik-televizyon mu?

– Pijama-terlik kesinlikle! Ama televizyonsuz. Yazmaktan, okumaktan ve derslerimden, başka işlere vakit bulamıyorum ki… Fener’in maçları hariç tabii!

Ayaklarınıza kara sular inmiş: İyi bir roman mı, iyi bir film mi?

– İyi bir roman! Evimin rahatımda, herkesten uzakta. Daha çok hayal kurabilmek için.

Sofrada hangisine      tahammül daha zordur: Obura mı, gevezeye mi?

– Gevezeye efendim gevezeye tahammül zor! Oburların komik bir tarafı vardır. Patlayacak gibi yerler işte. Gülerim ben onlara. Biraz ben de öyle olduğum için.

ÖZEL MESELELER
Affetmek dediğin koca bir yalan

Hangisi daha kötü senaryo: Kimselere âşık olamamak mı, her aşkınızın kötü bitmesi mi?

– Hiçbir aşk yaşayamamak… En kötüsü bu. Hele bir de çok yaşamak istediğinizde. Aşkların kötü bitmesiyse o kadar kötü değil canım! Birinin bitmesi başka birinin başlama ihtimali demektir.

Aşkın karşıtı: Nefret mi kayıtsızlık mı?

– Kayıtsızlık tabii! Nefret bir bağlılığın hâlâ devam ettiğini gösterir. Aşkın tuzu biberidir üstelik. En güzel sevişmeler en büyük kavgalardan sonra gelir. (Gülüyor)

Affetmek mi, unutmak mı?

– Affetmek dediğin koca bir yalan! Hem de kibir işi. Unutmak iyidir. Geçer gidersin. Bazen de öyle bir gömersin ki kendin bile bulamazsın!

HİÇ DÜŞÜNMEDEN HIZLI HIZLI…

Gündoğumu mu, günbatımı mı?

– Günbatımı.

Deniz-kum-güneş mi, orman-ağaç-temiz hava mı?

– Deniz-kum.

Çaycı mısınız, kahveci mi?

– Kahve.

Güneş mi, ay mı?

– Ay… En çok geceleri yazdığım için.

Bir renk olsanız: Ateş kırmızısı mı, deniz mavisi mi?

– Mavi. Mavinin her türlüsü!

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.