• BIST 106.711
  • Altın 143,580
  • Dolar 3,5587
  • Euro 4,1404
  • İstanbul 32 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 35 °C
  • Şanlıurfa 36 °C

Dünyamızı Aydınlatan Bir Yıldızımız Daha Söndü…

Mehmet Ali AYTEKİN

(Büyük Hadis Âlimi Şuayb Arnavut Hocamızın Ardından)

Efendimiz (s.a.s) âlimleri yıldızlara teşbih eder bir hadis-i şeriflerinde (Ahmed b. Hanbel, Müsned). Onların vefatını da toplum için,  onarılamayan bir musibet, kapatılamayan bir gedik olarak değerlendirir ve “Bir topluluğun ölmesi bir âlimin ölmesinden daha hafiftir. Onun ölümü, sönen bir yıldız gibidir(Taberâni, Ebu Yala) buyurur.

27 Ekim 2016 Perşembe günü yeryüzünün yıldızlarından biri daha söndü, sönmesi ile de büyük bir boşluk oluştu. İlmi açıdan son derece bereketli uzun bir hayattan sonra Hakk’ın rahmetine kavuştu büyük hadis âlimi Şuayb Arnavut hocamız.

Öğrencilik yıllarımda sıkça duyduğum Arnavut hocayı, Amman’daki görevim dolayısı ile yakinen tanıma ve az da olsa kendisine talebe olma fırsatını buldum hamdolsun.

Arnavut asıllı olan Şuayb hocamız, babasının ilme olan merakı sebebiyle hicret ettiği Şam’da 1928 yılında dünyaya gelir.  Arapçaya olan merakından dolayı küçük yaşta Arapça’nın tüm inceliklerini öğrenir Şam’ın önde gelen hocalarından. Sarfı, nahvi, cahiliye şiirini, meani, beyan ve bedii… Parlak ve keskin zekâsı ile hemen dikkatleri çeker. Arap diline dair o kadar çok şiir ezberlemiş olmalı ki Buhari’yi, Kurtubi’yi okuturken hadis-i şeriflerde, ibarelerde geçen bir kelime ile alakalı bir şiiri ya da metinlerde kısaca yazılan bir şiirin kalan bölümlerini kolayca okuyuverirdi. Sadece şiirleri değil, sorulan bir hadisin metnini, râvisini ve sıhhat derecesini bir çırpıda söyleyiverirdi. 86 yaşındaki bir kişinin, bu hafızası ve zekâsı karşısında hayranlık duymamak mümkün değil. Bendeki hayret ve hayranlığı gören dersin müdavimi bir dostun Şeyh yaşlandığı için ancak bu kadar okuyabiliyor. Sen beş yıl öncesini bir görmeliydin… sözü bendeki hayranlığı daha da artırır.

Arap Dili ve Belağatında üst düzey bir ilim tahsil eden Şuayb Arnavut hoca fıkıh, tefsir, hadis gibi ilimlere yönelir. Şam’da, bu ilimlerde temayüz eden âlimlerin ders verdiği cami ve medreselerin yollarını aşındırır yedi sene. Fıkıh, usul-ü fıkıh, tefsir, hadis, kelam ve ahlak gibi ilimlerde de epey mesafe almıştır. Hatta fıkıh ve usulü fıkıh ilminden, Hanefi fıkhında dönemin otoritesi olan meşhur âllame Salih el-Farfur’dan icazet alır. Bu esnada yaşı otuz civarındadır. İlim tahsili esnasında görmüş olduğu lüzum üzerine, 1958 tarihi itibariyle vakitlerini hadis ilimine; özellikle de hadisle ilgili temel eserlerin tahkikine, tashihine ve hadislerin tahricine vakfeder. 1982 yılında zorunlu olarak göç ettiği Amman’da devam eder ilmi çalışmalarına.

56 senede, hepsi de birbirinden kıymetli 300’ün üzerinde eseri, tahkik ederek ilim dünyasının hizmetine sunar Şuayb hoca. Dile kolay, 300’ün üzerinde eserin tahkikli neşri! Acaba bir ilim sevdalısı, ömrünün tamamını sadece bu eserleri okumaya tahsis etse ne kadarını okuyabilir? Okumakta zorlanacağımız, belki de okuyamayacağımız bu kadar eserin, farklı el yazması nüshalarını karşılaştırarak bilgisayar ortamında yazmak. Ne zahmetli bir iş bu… Günümüz akademi dünyasında bir kişinin, bunlardan sadece bir tanesi ile “doktor” unvanını alabildiğini göz önünde bulundurduğumuzda, bu kadar eserin tahkikli neşrinin önemi daha iyi anlaşılır. Bu işin önemini de, mahtuta halinde olan eserlerin tahkikinin ne kadar zor ve zahmetli olduğunu da işin erbabı olanlar çok iyi bilir. Sadece tahkik değildir allame Şuayb hocamızın yaptığı, bir taraftan da hadislerin tahricini yaparak bu alandaki boşluğu doldurur ve zamanla hadis tahricinin otoritelerinden olur. Tahkikin yanında binlerce hadisin tahrici… Şamilenin, internetin olmadığı şartlarda hadis tahrici adeta iğne ile kuyu kazmak gibidir.

Hoca, kendini tamamen ilme adamıştır. Bir taraftan kitap tahkiki yaparken diğer taraftan ilim öğretmeye devam eder; kapısına gelen talebelere tefsir, hadis okutur, tahkik ve tahricin inceliklerini öğretir. Kapısına geleni geri çevirmez ve gelenden de asla bir kuruş almaz, üstelik tahkik ettiği kitaplardan onlara hediye eder. Maaşı da yoktur merhum hocamızın. Tek geliri, tahkik ettiği kitaplar karşılığında yayınevlerinden aldığıdır. Yaşının ilerlemesine aldırış etmez. Gündüzleri evine gelen talebelere, akşamları da haftada üç gün farklı kesimlerden insanların katıldığı gruplara ders verir. Her pazar akşamı kendi evinde Kurtubi tefsirini okutur, çarşamba akşamları, sırayla derse katılanların evlerini dolaşır ve farklı tefsir kitaplarından harmanlayarak tefsir dersi yapar, cuma akşamları ise başka bir evde Buhari’yi okutur. Yaşına rağmen oldukça dinçtir ve derslerin en müdavimlerindendir.

İlk gördüğümde “Âlim dediğin böyle olur” demiştim Şuayb Arnavut hocamız için. Zamanla kendisindeki üstün hasletleri gördükçe bu düşüncem perçinleşti zihnimde. O kadar mütevazı idi, hayatı da bir o kadar sade… Müstağni idi, dünya metaına tenezzül etmez, kimseden bir şey beklemezdi. Yüksek bir geliri falan olduğundan değildi onun müstağniliği. Ne bir maaşı vardı ne de sabit bir geliri; ama hiç bitmeyen bir hazinesi vardı.  Kapısının sağ üst kısmında yazan القناعة كنز لا يفنى “Kanaat tükenmeyen bir hazinedir” yazısı her şeyi özetliyordu. Evet, onun hiç bitmeyen hazinesi, serveti “kanaati” idi.

Osmanlı ve Türkiye hayranı idi. Balkanları kastederek “Bizim halkın Müslümanlığı Osmanlılar sayesinde oldu” der, özellikle Fatih Sultan Mehmed’i hep hayırla yâd ederdi. Asr-ı saadetten sonra Osmanlıdan daha üstün bir İslam devleti gelmedi sözü hala kulaklarımda çınlar. Her ne zaman Türkiye’den söz açılırsa derse ara verir, Türkiye’den övgüyle bahseder ve Türkiye’nin tekrar İslam dünyasının lideri olacağını ifade eder, bunun için dualar yapardı. Eğer yeniden bir vatan edinecek olsaydım Türkiye’yi vatan edinirdim derdi zaman zaman derslerinde.

Şuayb Arnavut Hoca, bunca hizmetlerine rağmen İslam ülkelerinde onura edilmemiş, hak ettiği değer kendisine verilmemişti. Ürdün’de dahi gizli bir hazine durumundaydı. Bir villada oturmamasından ya da altında bir jeepi olmamasından veya isminin önünde akademik titrinin bulunmamasından mıdır acaba gizli bir hazine olarak kalması? Kim bilir...? Belki hak etmediği halde yüzlerce kişi onura edilmiş; ama ilim dünyasına bu kadar hizmet eden bir kişi ihmal edilmişti. İslami ilimlere katkısından dolayı 2000’li yıllarda “Kral Faysal” ödülüne layık görüldüğü halde, birilerinin engeli sonucu bu ödül de verilmemişti hoca efendiye. Derslerde bazen üzülerek ifade ederdi bunu.

Bir gün yine bu ödülün engel olunmasına sitem etmişti derslerden birinde. Ülkemiz ve Başkanlık olarak Hoca efendiyi onura etmemiz gerektiğini düşündüm. Bir istişare toplantısı vesilesi ile durumu Sayın Başkanımıza arz ettiğimde Muhterem Başkanımız bunu memnuniyetle kabul etti. Kısa bir zaman sonra hocayı konferans vermek üzere Türkiye’ye getirdik. Başkanlığımızda “Hadis Yolculuğunu” anlatan bir konferans sonrasında bizzat Başkanımız, Şuayp Arnavut hocaya, hizmetlerinden dolayı plaket takdim etti. Takip eden günlerde de altı yüksek ihtisas eğitim merkezimizi ziyaret ederek buradaki kursiyerlere konferans verdi. İlk andan itibaren çok sıcak ve yoğun bir ilgi ile karşılaşmıştı Türkiye’de. Kendi ifadesi ile ahir ömründe, müstesna bir seyahat olmuştu.

İspanya’da yaşayan ve on yedi yıldır hiç görmediği oğlu ile buluşması, yedi gün de olsa birlikte olması bu programı müstesna kılan diğer bir husus olmuştur Şuayb hocamız için. Oğlunu son görmesinin üzerinden o kadar uzun süre geçmiştir ki karşılaştıklarında oğlunu tanıyamamıştı. Ayrıca bu buluşma oğlunu dünya gözü ile son kez görmesine de vesile olmuştu. Nitekim bundan sonra bir daha oğlunu göremeden veda eder bu âleme. İnşallah sonraki buluşma cennette olur.

Bir hafta sonra Ürdün’e döndüğünde havalimanında bizzat karşıladım Şeyh Şuayb’ı. Yoğun bir program sonrası idi ve üstelik gece yarısı olmuştu. Yorgunluğuna rağmen havalimanından eve varıncaya kadar hiç ara vermeksizin, memnuniyetini, takdir ve teşekkürlerini ifade etmiş; ülkemizden, Sayın Başkanımızdan, Başkanlığımızdan, eğitim merkezlerimizden, hoca ve kursiyerlerimizden övgü dolu cümlelerle bahsetmişti hep. Ertesi günün akşamı evinde ders vardı. Derse başlar başlamaz Şu ana kadar bana, hiçbir kimsenin yapmadığını yaptılar. Büyük bir hürmet, saygı, izzet ve ikram ile mukabelede bulundular… şeklinde konuşmasına başlayarak yine övgü dolu cümleler ile iki saate yakın Türkiye programını anlatır allame Şeyh Şuayb.

Böylelikle bu aciz de, ahir ömründe de olsa bir âlimin hak ettiği değer ve itibarı görmesine vesile olma bahtiyarlığını elde eder.

Sen hizmetlerinle ilim dünyasını aydınlattığın gibi Rabbim de (c.c.) kabrini nuruyla aydınlatsın Şeyh Şuayb. Hakkını bizlere helal et. Sana hak ettiğin değeri verememenin ve senden yeterince istifade edememenin üzüntüsü içerisindeyim. Rabbim seni, bizleri ve sevdiklerimizi, Efendimizle (s.a.s.), peygamberlerle, şehitlerle, sıddıklarla Firdevs cennetlerinde buluştursun.  

 

 

 

Sitemizde Yayınlanan Haberlerin Tüm Sorumlulukları Kaynaklarına Aittir. Haber Burada Hiçbir Sorumluluk Kabul Etmez...
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Şahıslara yönelik ağır itham, küfür ve onur kırıcı ifadelerde bulunanlara İp adresleri üzerinden dava açılacaktır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 31.01.2014 Test Yayın - Haber Burada Net, internet ve teknolojinin doğru kullanılması, en üst düzeyde faydalanılması amacıyla bilgilendirici, öğretici ve eğitici yayınlar yaparak takipçilerini bilinçlendirir. . . Haber Burada | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : haberburadanett@gmail.com | Faks : haberburadanett@gmail.com | Haber Scripti: CM Bilişim