Cebinde Çikolata Taşıyan Adam

Cebinde Çikolata Taşıyan Adam

Bir mazi hikâyesidir bu yazdıklarım, bundan taa otuz küsur yıl öncesine dayanan. Sokakları pür neşemizle, şen kahkahalarımızla doldurduğumuz günlere dayanan.

27 Eylül 2017 - 21:00 - Güncelleme: 27 Eylül 2017 - 21:05

Bir mazi hikâyesidir bu yazdıklarım, bundan taa otuz küsur yıl öncesine dayanan. Sokakları pür neşemizle, şen kahkahalarımızla doldurduğumuz günlere dayanan.

Çocukluğuna dair ne hatırlıyorsun diye sorsanız, bir menekşelerden bahsedebilirim, bir keşif tarlamızdan, bir çamurdan pastalarımızdan bir de cebinde çikolata taşıyan adamdan.

Bahar geldiğinde yaşadığım heyecanı bir görmeliydiniz. Anneannemlerin bahçesini menekşe bulabilmek için nasıl da arşınladığımı, o minicik menekşeleri gördüğümde nasıl da mutlu olduğumu ve onların kokusunu nasıl da içime çektiğimi görmeliydiniz. Menekşeleri bulmak ve onları koklayabilmek çocuk dünyamın her bahar değişmeyen âdetiydi. Menekşeler benim için en samimi dost, en yakın arkadaşlarım gibiydi.

Mahallelerin daha samimi, komşuların daha içten ve çocukların daha özgür oldukları zamanlardı o zamanlar. Dere tepe gezdiğimiz, ağaç yapraklarını ezerek yeşil sular çıkardığımız ve güya bilim adamcılığı oynadığımız günler. Kaç karıncanın, kaç sineğin kanına girdik buluşumuzu denemek için Allah bilir. Neyse ki çocuklara günah yazılmıyordu ve biz günahın ne olduğundan da zaten habersizdik o zamanlar. Şimdiki gibi bile bile yapmıyorduk hatalar…

Neyse, biz konumuza dönelim çocukluk anılarımıza. Yol kenarında bir su harkı vardı. Ağaç yapraklarından gemi yapardık, kendimizce bayrak takar ve gemi yarışına tutuşurduk. Gördünüz mü ağaç yaprakları ne kadar da işlevsel bir oyuncakmış. Bir yandan anlatırken bir yandan da sormak istiyorum, şimdiki çocuklar da ağaç yapraklarıyla oynamış mıdır hiç? Onlar da gemi yarışı yaparken bir yandan da çamurdan yaptıkları pastaların kurumasını beklemişler midir?

Beklemişlerdir elbet ya, çocukluk böyle bir şey çünkü…

Bunlara benzer üç beş hatıra daha var beni çocukluğuma bağlayan ve her hatırladığımda yüzümde tebessümlere sebep olan. Onları bir kenara bırakıp, bir an önce cebinde çikolata taşıyan adama gelmek istiyorum.

Hani her hikâyenin bir kahramanı vardır ya, bizim hikâyemizin kahramanı da o işte. Ama sanmayın ki laf olsun diye kahraman dedim. Hayır, gerçekten de o bir kahraman. Bundan otuz küsur yıl öncesinden bahsediyorum size. “Yok’”ların olduğu ama bizim yokluğun bile ne olduğunu bilmediğimiz günler. O günlerin en mütebessim çehresini taşırdı o, o günlerin en mutlu insanı ve en çok mutlu etmeye çalışan insanıydı.

Yokluğun olduğu günlerde onun hep dopdolu cepleri vardı. Bir türlü bitmeyen çikolataları vardı. Hani hepinizin bildiği meşhur, napoliten diye adlandırılan cinsten. O kutu genelde kırmızı olurdu, her yanımıza gelişinde elini cebine atar ve hepimize tek tek dağıtırdı. “Bu senin, bu senin, bu da seniiin…” Nadiren yeşil rengi taşıdığında fal taşı gibi açılırdı gözlerim. Kutunun rengi zaman zaman değişse de değişmeyen tek şey, onun çikolata dolu cepleri olurdu.

Bundan otuz küsur yıl önce marketler yoktu bu kadar çok. Tek tük ufak bakkal dükkânı vardı mahalle aralarında, bizim de o bakkala gidecek paramız yoktu zaten. Anlayacağınız marketlerin yokluğu çok da umurumuzda değildi hani…

Umurumuzda olan tek şey büyükbabamın cebinden yine çikolata çıkacak mı, yoksa bu defa cepleri boş mu gelecek endişesi idi. Hiç hayal kırıklığına uğratmadı bizi. Hiç elleri boş geldiğini hatırlamıyorum. Adeta kendisini çocukları mutlu etmeye adamış gibiydi. Sanmayın ama sadece çocukları, herkese karşı hep müşfik ve babacandı. Kimseyi kırmadı. Ömrü boyunca çevresindekileri mutlu etmek için uğraştı. Ömrünü çocuklarına ve torunlarına adadı. Sevdikleri için tüketti anlayacağınız koca bir hayatı.

Sonrası mı? Sonrası yok. Cebinde çikolata taşıyan adam şimdilerde doksan küsur yaşında. Doktorların söylediğine göre Alzheimer hastası. Alzheimer hastaları unuturmuş yakın maziyi, tanımamaya başlarlarmış sevdiklerini. Cebinde çikolata taşıyan adam yaşlandıkça ve hastalandıkça huyları da değişmeye başladı elbet. Değişmeyen en önemli özelliği ise yanına gittiğimizde sevinçten parlayan gözleri ve ayrıldığımızda yüzüne düşen üzüntüsü oldu.

Şimdi diyeceksiniz ki niye anlattın bunları, madem sonrası da yok niye vaktimizi aldın boşu boşuna. Hayır, boşu boşuna almadım vaktinizi. Böyle insanlar kolay kolay gelmiyor dünyaya. Herkes sevdikleri için bu kadar fedakârlık yapmıyor. Herkesin gözlerinin içi bu kadar candan parlamıyor. Herkes tanısın bu büyük kahramanı istedim. Bu kadar…

Son bir not; zaman değişse de zamane çocukları çikolata ile mutlu olmasa da siz yine de onu örnek alın ve cebinizde üç beş çikolata eşliğinde sevgi taşıyın.

Zaman değişse de çocukların ilgiye ve sevgiye olan ihtiyacı asla değişmiyor çünkü…

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Gökçen Zehra
    2 ay önce
    Ağladım, ağladım, ağladım geçmişe gittim benimde cebinde bir cukulata tasiyanim vardı,ve şimdi O da.. Kaleminize sağlık
  • Ayşe
    2 ay önce
    Gökçencim, çok duygu***dımmm... Dedeni uzun zaman oldu görmemiştim. Çok tatlı tonton bir dede olmuş.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
İşgalci İsrail Gazze'yi vurdu
İşgalci İsrail Gazze'yi vurdu
Tam 2 bin yıl sonra sürgün cezasını iptal ettiler!
Tam 2 bin yıl sonra sürgün cezasını iptal ettiler!